29 Ekim 2017 Pazar

Yeni Bir Hayat

Almanya’ya gelmeden önce bu ülke ile alakalı fikir sahibi olmak için epey araştırma yapmıştım. Yine de bazı şeyleri insan yaşamadan anlayamıyor...

İki aydır değişik bir yaşamın içerisindeyim. Bana farklı  duygular, hisler yaşatan...Bazen ne işim var yaa burada, bazen de iyi ki gelmişiz dedirten...

Türkiye’den daha doğrusu İstanbul’dan (başka bir şehirde yaşamadığım için) neler farklı onlardan bahsedeyim.

-Beni  şaşırtan ilk izlenimim insanların sıcakkanlı oluşu oldu. Yıllardır Almanlar soğuk insanlardır, kendilerinden olmayana pek sıcak değiller cümlelerini duymuşuzdur, yani en azından ben öyle duymuştum😁 Belki de bölgeden bölgeye insanlar farklılık gösteriyordur bilemiyorum, ama yaşadığım yerde yolda karşılaştığım çoğu insan güler yüzle selam vermeden geçmiyor. Açıkçası İstanbul’da sokakta yürürken bu kadar çok selamla karşılaşmamışımdır😁

-Yine İstanbul’dan farklı olarak bisikletin burada çok önemli bir ulaşım aracı olduğunu gördüm. İstanbul’da geniş bir sitede oturmuyorsanız, genellikle bisiklet sürmek için bisikletinizi arabanıza yükleyip sürme alanlarına gitmeniz gerekiyor. Burada ise hemen hemen her yerde bisikletliler için ayrı yapılmış bir şerit mevcut. Haliyle yedisinden yetmişine bütün insanlar yağmur çamur demeden bisiklet kullanıyor. Bisikletiyle gezintiye çıkmış nine-dedeler, okula bisikletiyle giden minik çocuklar, takım elbisesini giymiş bisikletiyle işe giden adamlar, hatta sitiletto ayakkabısı ile bisiklet süren kadınlar görmeye önceden pek de alışkın değildim :)


sol tarafta olan pembe şerit bisikletliler, sağ taraf yayalar için



- Türkiye’de aşina olmadığım bir diğer konu da evcil hayvan mevzusu. Burada evcil hayvanlara inanılmaz değer veriyorlar. Çoğu insanın bir, hatta birkaç köpeği var. Hayatımda görmediğim köpek çeşidini burada gördüm diyebilirim. Trende, otobüste, alışveriş merkezlerinde, resturant-cafelerde kısacası insanlar  hayatlarının her alanında köpeklerini yanlarında getiriyorlar, hiç bir yasaklama yok. Hepsi de çok iyi eğitilmiş hayvanlar, sahiplerinin sözünden çıkmıyorlar. Havlamalarına bile şahit olmadım neredeyse. Ayrıca sokaklarda bir tane bile sokak hayvanı yok. Geldiğimden beri hiç kedi görmedim sanırım😁

-Alışkın olmadığım bir diğer mevzu da çöp mevzusu. Şöyle ki burada plastik, kağıt, cam, kavanoz,  hepsi ayrı ayrı çöplere atılıyor. Aslında Türkiye’de de elimden geldiğince kağıtları ve camları ayrıştırıp geri dönüsüme atıyordum. Ama plastik, paket vs gibi çöpleri de ekstra ayırınca haliyle iş  zorlaşıyor. Daha doğrusu ilk geldiğim günlerde biraz zorlanmıştım her çöpü tek tek ayırmaya ama alışılıyor zamanla...
Yine her türlü içecek şişesi de marketlerde bulunan geri dönüşüm otomatlarına atılıp tanesi 0.25 cent geri kazandırıyor. Toplu olarak götürünce iyi para çıkıyor ortaya 😊

-Market demişken Türkiye’de market alışverişlerinde üçer beşer aldığımız plastik poşetler burada yok. Daha doğrusu almak isteyenler için ücretli satılıyor. Ama genelde insanlar kendi poşet çantalarını yanlarında getiriyorlar. İlk başlarda garipsediğim bir uygulamaydı,  ama buna da alıştım, katlanılabilir kumaş çantam her daim yanımda.

Huzurun resmi

Ayrıca Mağazalar, marketler aksam 8 den sonra ve pazar günü kapalı. (İstisnalar hariç) Müşteri olarak ilk pek sevmemiştim bu düzeni, ama çalışanlar için güzel bir rahatlık olduğunu düşündüm, hak verdim.

Aslında hepsi çok güzel uygulamalar. Yapılan bütün uygulamaların elbet bir sebebi var. Daha az tüketim, daha fazla geri dönüşüm. Her şey yasanılabilir bir dünya için...Herşey insan için...


İnşallah bir gün benim ülkemde de burada görüp şahit olduğum gibi insana, hayvana, doğaya verilen değer daha çok artar.





13 Ekim 2017 Cuma

Ver Elini Almanya

Vizemiz çıktıktan sonra, eşyalarımızı buraya getirmeye karar verdiğimiz için toparlanmaya başladık. Evi önceden eşim kiralamıştı. Bu da ayrı bir dert aslında Almanya'da. Ev sahipleri genelde bir yabancıya, ya da henüz buralara yeni çalışmaya gelmiş kişilere pek evlerini kiraya vermek istemiyorlar. Ev arama süreci biraz zor geçse de, nihayet uygun bir ev bulabildik.
Geliş tarihimizden 1 hafta önce de eşyalarımızı paketletip gönderdik.

Eşya taşıma şirketinden kısaca bahsedecek olursam; lojistik şirketi  tamamen rastgele "armut.com" dan bulduğumuz bir firmaydı. Aslında yurtdışı taşınma şirketlerinde güven ve referans çok önemlidir, fakat uygun referanslı bir yer bulamayınca "armut" dan gelen tekliflere ve yapılan güven verici görüşmelere göre bir firmada karar kıldık. Biraz geç getirmeleri dışında firmadan memnun kaldık. Özellikle paketleme kısmında çok profesyonellerdi.

Neyse çok uzattım😊Belki bizimle aynı yollardan geçmeyi düşünenler olursa diye bilgi geçmek istedim...


Gitme vakti -Ağustos 2017- Atatürk Havalimanı

Pek duygusal bir insan olduğum söylenemez. Ama ailemden, doğup büyüdüğüm yerlerden, sevdiklerimden, alışkanlıklarımdan ayrılma ve hayatımda ilkleri yaşayacak olma fikri haliyle son zamanlarda beni hayli kaygılı ve duygusal biri haline getirmişti.

Kızlarıma gelecek olursam; 11 yaşındaki büyük kızım Erva, gideceğimizi pek kabullenmek istemedi, 5 yaşındaki küçüğüm Azra ise çok heyecanlı ve mutluydu☺️

Nihayet gitme vaktimiz geldi ve ilk defa İstanbul dışında, hatta Türkiye dışında  yeni bir hayatı yaşamaya ilk adımlarımızı atmış olduk. Biraz üzgün, biraz heyecanlı, biraz endişeli, biraz mutlu,  ama çokça umutlu...

Ver elini Almanya...





11 Ekim 2017 Çarşamba

Bir Almanya Macerası

Herkese Merhaba!

Yıllar sonra yeniden  bir blog yazmanın sevinci içerisindeyim. İlk olarak 2007 yılında,  henüz 1,5 yaşında olan kızıma ileride hatıra kalması düşüncesiyle blog yazmaya başlamıştım. Tabii ozamanlar bloggerlık şimdi olduğu gibi bu kadar popüler değildi henüz ticari olarak kullanılmaya da başlanmamıştı elbette. Hem kızımla ilgili anıları not ediyor, hem de benim gibi henüz yeni anne olmuş arkadaşlarla fikir alışverişi yapıyorduk. Bu sayede güzel arkadaşlıklar da edindik... Kimisiyle hâlâ görüşüyorum. Daha sonra  sosyal medyanın ortaya çıkmasıyla ve de kızımın büyümesiyle pek yazma hevesim kalmamıştı...

Sanırım ozamanlar aklımın ucuna gelmezdi bir gün Almanya'ya taşınacağım, ve oradan tekrar bir blog yazacağım... Gerçi son 1 seneye kadar zaten bu fikir hiç aklımızda yoktu.

Blogumun başlığından da anlaşılacağı üzere şimdilerde Almanya'dayım. Geleli yaklaşık 1,5 ay oldu. Peki bu Almanya macerası nasıl başladı?

Eşim uzun zamandır  İstanbul'un kalabalığından, trafiğinden, keşmekeşinden çok sıkıldığını  daha küçük bir şehire ya da başka ülkeye gitmek istediğini dile getiriyordu. Ben ise genelde bu fikirlere kulağımı tıkıyordum. Açıkcası pek ihtimal de vermiyordum. İş olanakları, iş çevresi, hepsi bu şehirde. Gitmek o kadar da kolay olmasa gerek diye içimden geçiriyordum...

 35 yaşındayım ve 35 senedir İstanbuldayım. Üniversite okurken dahi bu şehirden ayrılmamışım. Ailem, arkadaşlarım, anılarım... Bırakıp nasıl giderim?

Hayatta nasipten öteye geçilmiyor...

Geçen sene eşimin tekrar gitme isteği alevlenmişken birkaç arkadaşının fikir vermesiyle Almanya'daki iş olanaklarını, vize şartlarını, okul denkliğini vs. epey araştırmaya başladı. Çalışma  ve yaşam şartları olarak bu ülke gitmek için hayli kafasına yattı. Benim ise önceleri bu fikir hiç aklıma yatmadı açıkçası😊. İlk olarak Almanca'ya karşı pek önyargılı idim. Üniversitedeyken 1 dönem seçmeli Almanca dersi  almıştım ve bu dili hiç sevmemiştim. Sanırım büyük konuştum☺️

İngiltere ve Amerika'da  yaşayan  arkadaşlarım var. Ayrıca  takip ettiğim blogger lar vs olunca az çok oralardaki yaşam hakkında fikir edinmiştim. Fakat Almanya hakkında pek fikir sahibi değildim. Türkiye'deki bir çok insanın aksine Almanya'da hiç bir akrabam da yoktu😊 Küçükken bu duruma çok üzülürdüm. İlkokulda Almanya'daki akrabalarının  hediye getirdiği kalemlerle hava atan arkadaşlarımın yanında epey ezildiğimi hatırlıyorum. Belki de o günlerin duası kabul oldu kim bilir😁

Sonuç olarak; eşim gerekli evrakları toplayıp mavi kart için Almanya'ya başvurdu ve kabul aldı. Son zamana kadar netleşmeden gitme moduna giremediğim için bu sonuçla gideceğimizi de kabullenmiş oldum☺️. Burada vize için neler gereklidir, prosedür ve bürokratik işlemler nedir gibi bilgiler vermeyeceğim.  bunları anlatan bir çok web sitesi, blog ve youtube hesabı var. Fakat kısaca mavi kart ne derseniz;

Avrupa birliği dışındaki yüksek öğrenim görmüş kişilerin AB içinde çalışmasını sağlayan maximum 4 yıl süre ile verilen çalışma iznidir. Daha sonra bu süre uzatılabiliyor gayet tabii.

Eşim mavi kart alınca bize de otomatik olarak vize çıktı ve böylelikle bize  de Almanya yolu resmi olarak göründü☺️

Şimdilik bu kadar olsun...